Neden iletişim kuramıyoruz?
- Sema Bozyel
- 15 Oca
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 3 gün önce
İnsanlık tarihi boyunca hiç bu kadar çok iletişim aracına sahip olmamıştık, ancak paradoksal bir şekilde sanırım hiç bu kadar çok iletişim sorunu da yaşamamıştık. Kablolarla şehirleri, ülkeleri, kıtaları birbirine bağlarken kalplerimizin arasındaki o görünmez köprülerin neden birer birer yıkıldığını sormak zorundayız.
Bugün birbirimize ulaşamıyoruz; çünkü iletişimi artık bir "anlama aracı" olarak değil, bir "veri aktarımı" olarak görüyoruz. Oysa insan, sadece bilgiden oluşan bir makine değil, her kelimesinin altında binlerce yıllık bir duygu mirası taşıyan karmaşık bir varlık.
Sağlıklı iletişimin önündeki en büyük engellerden biri, modern hayatın bize dayattığı o amansız hız ve bu hızın doğurduğu sabırsızlık. Her şeyi hızla tüketmek istiyoruz. Bir yemeği, bir videoyu, bir şehri tüketir gibi karşımızdaki insanın ağzından çıkanları da tüketiyoruz. Daha karşı taraf cümlesine başlamadan, biz çoktan bir sonraki adıma geçmiş, verilecek "en zekice" cevabı hazırlamış oluyoruz. Yüz yüze sohbetler birer keşif yolculuğu değil, adeta iki ilgisiz monoloğun çarpışmasına dönüştü.
Hiçbir detaya tahammüllümüz kalmadı. Karşımızdaki bir an önce sadede gelsin istiyoruz. Karşımızdakinin sözünü kesiyoruz, çünkü onun ne diyeceğini bildiğimizi sanıyoruz. Oysa bilmek ile anlamak arasındaki o devasa farkı kaçırıyoruz. Birinin ne söyleyeceğini tahmin edebiliriz ama o kelimeleri söylerken hangi karın ağrısını taşıdığını veya neyin mutluluğunu yaşadığını ancak tam bir sessizlikle orada olduğumuzda hissedebiliriz.
Dijital dünyanın algoritmaları bizi sadece bizim gibi düşünenlerle yan yana getirdikçe farklılıklara olan merakımızı kaybettik. Zihnimiz birer "yankı odasına" dönüştü. Birini dinlemek artık ona hak vermekle eşdeğer görülüyor. Hak vermediğimiz bir insanı dinlemek istemiyoruz; susup sadece dinlersek onu onayladığımız düşünülecek diye sözünü kesmeye çalışıyoruz. Oysa dinlemek, sadece onun penceresinden dünyanın nasıl göründüğüne bakma cesareti göstermek demek.
Eğer karşımızdakinin sözleri bizim doğrularımıza uymuyorsa, zihnimiz otomatik bir savunma mekanizmasıyla kulaklarımızı örtüyor. Sanki kalın bir duvarın arkasından dinliyoruz her şeyi. Kulağımıza bir takım sesler geliyor ama idrak edebilecek kadar duyamıyoruz. Duyduğumuzu zannettiğimiz yarım yamalak cümleleri kendimizce tamamlayarak yanıt vermeye çalışıyoruz ama karşımızdakini giderek daha uzağa itekliyoruz.
Öte yandan, fiziksel varlığımız ile zihinsel varlığımız arasındaki kopukluk da bu iletişimsizliği körüklüyor. Bir masada arkadaşımızla otururken elimizde telefon, zihnimizde geçmiş ve gelecek; o anda orada olmayan ne varsa odağımız onlarda. Karşımızdaki insanın gözlerinin içine bakmak, onun mimiklerini okumak, sesindeki titremeyi fark etmek artık bize "yavaş ve zahmetli" geliyor. Bedenimiz orada olsa da zihnimiz başka bir evrende geziniyor. Gözlerimiz açık ama uykudayız. Bedenimizle bulunduğumuz yeri hissedemiyoruz. Bu bölünmüşlük, samimiyetimizi alıyor elimizden.
Şimdi elimizde kocaman bir iletişim sorunu var. Eğer bu sorunun varlığını kabul etmezsek onu çözme şansımız da kalmıyor. Ve zihnimizi terbiye etmeden de bu konu üzerinde hiçbir irademiz yok. Zihnimizi daha çok kitap okuyarak, daha çok video izleyerek, daha çok insanla konuşarak, daha çok blog yazısı okuyarak, daha çok gezerek terbiye edemiyoruz.
Ünlü filozof, matematikçi, fizikçi, mucit Blaise Pascal'ın 1600'lü yıllarda dediği gibi, ''İnsanlığın bütün sorunları, insanın bir odada tek başına, sessizce oturamamasından kaynaklanıyor.''
Bir odada tek başına, hiçbir şey yapmadan, hiçbir şeyle ilgilenmeden, hiçbir düşünce girdabında boğulmadan oturamayan insan, bir başkasını dinlerken de aslında içindeki boşluk hissinden kaçmaya çalışır. O insan için başka biriyle vakit geçirmek sadece kendisiyle baş başa kalmamak için gerçekleştirdiği bir çeşit oyalanma; iletişim kurmak bir ''bağ kurma'' aracı değil, sadece gürültü yapma.
Peki, bir odada tek başımıza, hiçbir şey yapmadan, hiçbir şeyle ilgilenmeden, hiçbir düşünce girdabında boğulmadan oturabilmek için ne yapmamız lazım? Yani hiçbir şey yapmamak için ne yapabiliriz?
Bir hocam, sayısını bilmediğim kadar çok meditasyon tekniğini bize aktardığı bir eğitimin orta yerinde, ''Ve işte... Hiçbir şey yapmamak için bir şeyler yapıyoruz.'' demişti.
Meditasyonu bir amaca bağlamadan her gün yapabildiğimizde hiçbir şey yapmadan durmayı öğreniriz. Hiçbir şey yapmadan durmak zor. Bu yüzden bunu yapabilmeye başladığımızda ne kadar çok şey yaptığımızı anlarız. Bir odada tek başımıza, hiçbir şey yapmadan, hiçbir şeyle ilgilenmeden, hiçbir düşünce girdabında boğulmadan oturabilmek meditasyonun çok önemli bir parçasıdır.
Meditasyon, belki de bunca kilitli kapıyı açacak olan tek joker anahtarımızdır.








Yorumlar