En doğal halimizle uyumlanmak
- Sema Bozyel
- 13 Ara 2025
- 3 dakikada okunur
Evren, sonsuz bir dönüşün içinde var olur. Gündüz, geceye döner; gece gündüze. Doğan her şey ölür. Ölen her şey yaşamı besler. Yağmur yere iner. Toprak suyu emer; tekrar göğe bırakır. Her şey birbirinin içine karışır. Bir form başka bir forma dönüşür. Ne bir başlangıç vardır ne de bir son. Yaşamın özü, bu döngüselliktir.
Güneş doğduğunda, yalnızca gökyüzü değil, yeryüzündeki bütün canlılar uyanır. İnsan bedeninde bazı hormonlar görevlerini tamamlar ve diğerleri mesaiye başlar. Güneş battığında her şey yavaşlar; doğa sessizleşir. Gün ve gece arasındaki bu devamlı geçiş, bedenimizin ve zihnimizin ritmini belirler.
Ayın döngüleri de aynı şekilde canlıların tamamını etkiler. Gelgitler, ayın çekim gücüne bağlı olarak oluşur. Büyük oranda sudan oluşan bedenimiz, bedenimizle bağlantılı olan ruh halimiz de bu güçten etkilenir. Kadın bedeni, bu döngünün en belirgin yansımalarından biri. Ayın evreleriyle birlikte hormon dengelerimiz değişir; duyarlılığımız artar ya da sakinleşiriz.
Mevsimler bu döngüselliğin en geniş ölçekli ifadesi. İnsan bedeni, mevsimlerle birlikte değişir. Sıcakta genleşen damarlarımız ve derimiz, soğukta daralır ve büzüşür. İlkbaharda yeni çiçeklenen bir ağacın canlılığını, yaz aylarında meyvesini dalından düşürüp toprağı besleyen bir ağacın genişlemesini, sonbaharda ölü yapraklarını döken bir ağacın arınmasını, kışın uykuya çekilen doğanın sessizliğini hissederiz bedenimizde.
İç dünyamız da dış dünyamız kadar döngüsel. Burnumuzdan içeri giren nefes, bedenimizin içinde döngüsel bir akış yolu izler. Akciğerlerdeki oksijen, kanla taşınır ve hücrelere ulaşır. Sonra karbondioksit, aynı yolu takip ederek bedenden dışarı atılır. Binlerce kez tekrarlanan bu döngü, yaşamın devam etmesi için görünmez bir ritim yaratır.
Kalp atışı, kan dolaşımı, sinir iletimi, sindirim sistemi... Hepsi kendi döngüsünde akar. Yemek yer, yemeği sindirir, besinleri hücrelerimize taşır ve sonra da atık maddeyi dışarı atarız. Bedenimizin içindeki her sistem, kendine ait küçük döngülerle büyük yaşam çarkının bir parçasıdır.
Bir canlı öldüğünde toprağa karışır ve bedeni toprağın mineralleri; topraktaki mineraller başka bir canlının besini olur. Bir ağacın meyvesi, bir kuşun kanadında yeniden can bulur. Hiçbir şey kaybolmaz; sadece biçim değiştirir. Yaşam, ölümü de içine alan bir bütünlük içinde kendini tekrar eder.
Doğa, fark etmesek de bizi kendi temposunun içine alır. Ancak modern yaşamın yapay ışıkları ve kesintisiz ekranları, bu döngülere direnç yaratıyor. Oysa insanın biyolojisi, hala toprağın, suyun, havanın ritmine göre çalışıyor.
Doğadaki her şey, bize varlığın kesintisiz bir döngü içinde olduğunu hatırlatır. Güneşin doğuşuna tanıklık etmek, ayı, yıldızları izlemek, mevsimler değişirken toprakla ilgilenmek içimizdeki doğal ritmi hatırlamanın yolları. Ancak gün geçtikçe bunlardan uzaklaşıyor, dört duvar arasında geçen günlere bir yenisini daha ekliyoruz. Işıkları arttırıp geceyi gündüze çeviriyor, geç saatte uyanıp bedenimizin doğasına baş kaldırıyoruz. Çünkü dışarıdaki büyük doğayla bağlantıyı kaybettiğimizde içimizdeki küçük doğayla bağlantıya geçmek de zorlaşıyor. Uyumak gerçek bir dinlenme değil, sadece şalterleri kapatma oluyor. Dinlenemiyoruz. Bitmeyen bir yorgunluğun içinde kendimizi iyi hissedeceğimiz bir güne varmanın arzusuyla yaşıyoruz. Ama o gün bir türlü tam olarak gelmiyor.
''En doğal halimizle nasıl uyumlanabiliriz?'' Bu cümleyi uzun soluklu bir meditasyon eğitiminde hocam kurmuştu. Yaptığımız şey tam olarak buydu çünkü. En doğal halimizle uyumlanmaya çalışıyorduk. Her defasında yeniden nefesimizle bağlantıya geçerek en doğal halimizi hatırlayıp onunla uyumlanmaya çalışıyorduk. Bu cümle aklıma çok belirgin bir şekilde kazınmıştı. Nefesimle bağlantımın kopmasına izin vermediğim sürece içimdeki küçük doğayla bağlantıdaydım. İçimdeki küçük doğayla kurduğum bu bağ, bana her defasında yeniden daha büyük bir bağı hatırlatıyordu: Etrafımdaki büyük doğaya tanık olmak. Sırtımı bir ağaca yaslamak, ağaçtaki kuşun söylediklerine kulak vermek, güneş doğarken gözümü ona çevirip sadece durmak, bulutlar ağır ağır hareket ederken onlar kadar yavaşlamak. Güneş doğarken uyanmak, batarken göz kapaklarımı ağırlaştırmak, mevsimlerin kalbimde titreştirdiği her şeye hoş geldin demek... Bedenimdeki sistemlerin akışını bozmamak, rahat dönmelerine izin vermek, hatta onları biraz daha rahatlatmak.
Nefes, doğanın bütün döngülerini içinde taşıyan bilge bir hatırlatıcı; rüzgarın ağaçların arasında dolaşması gibi bedenin içinde dolaşıyor. Biz hiç çaba sarf etmeden, devamlı olarak bizi besliyor. Ne kadar rahat, ne kadar zorlamadan, ne kadar sade olursa varoluşun en doğal haline bizi o kadar kolay dahil ediyor.
''Into the Flow'' isimli haftalık bültenin 16 Kasım 2025 tarihli sayısında yayınlanmıştır.








Yorumlar