top of page

''Her gün aynı kadın değiliz.'' (Regl döngüsü ve hareket)

  • Yazarın fotoğrafı: Sema Bozyel
    Sema Bozyel
  • 26 Şub
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 27 Şub

Bilimsel çalışmalar, psikolojimizin, duygu durumumuzun ve davranışlarımızın üzerinde en büyük etkiye sahip olan şeylerden birinin hormon seviyelerimiz olduğunu gösteriyor. Örneğin, adet döngüsü boyunca kadınların ruh hali ve bilişsel performansındaki değişimleri inceleyen araştırmalar, östrojen ve progesteron dalgalanmalarının duygu düzenleme ve stres yanıtı üzerinde belirgin etkileri olduğunu ortaya koyuyor. (Bkz: “The ESC/E(Z) gene complex as a factor in premenstrual mood disorder” – Premenstrüel Duygu Durum Bozukluğunda ESC/E(Z) Gen Kompleksinin Rolü, National Institutes of Health) (Bkz: “Impact of estradiol variability and progesterone on mood in perimenopausal women with depressive symptoms” – Depresif Belirtileri Olan Perimenopozal Kadınlarda Estradiol Değişkenliği ve Progesteronun Duygu Durumu Üzerindeki Etkisi, Harvard Medical School)


Yani bir gün daha girişken, üretken ve özgüvenli; başka bir gün daha içe dönük, hassas ya da yorgun hissetmemiz çoğu zaman “karakter değişimi” değil, biyokimyasal zeminin değişmesi. 


Kadın bedeni ortalama 28 günlük bir döngü içinde hareket ediyor. Bu süre kişiden kişiye değişebilir (21–35 gün arası normal kabul ediliyor) ancak anlatımı netleştirmek için 28 günü baz alalım.


Regl kanamasının başladığı ilk günü birinci gün kabul edersek, döngünün 1–5. günlerini menstürasyon fazı olarak adlandırıyoruz. Bu günlerde hem östrojen hem progesteron en düşük seviyede; rahim iç tabakası dökülürken beden fizyolojik olarak enerji tasarrufuna geçmek isteyebilir, çünkü bedenin iç alanında oldukça fazla enerji isteyen bir çalışma var. Bu dönemde kadınlarda psikolojik olarak içe dönme, yalnız kalma ve yavaşlama ihtiyacı artabilir; yin yoga, yavaş tempolu dans gibi içe dönük pratikler destekleyici olabilir.


Ancak menstürasyon fazında ortaya çıkan kramp, bel ağrısı ve baş ağrısı gibi semptomlar ''normal'' kabul edilmemeli. Bu fazın ağrılı geçmesinin en önemli sebeplerinden biri, sinir sisteminin don/kaç/savaş modundan çıkamaması. Bu yüzden bedensel ağrıları kanamanın doğal bir parçası gibi görmemek, sinir sistemini rahatlatacak çalışmalar yapmak ve altı ayda bir kan sayımı yaptırarak bedenin doğal besin ihtiyacını karşılamak gerekiyor. (Eksik vitaminlerin takviye edilmesi ve magnezyum, omega 3, d3k2 gibi vitaminlerin desteği)


6–13. günlere foliküler faz diyoruz. Regl kanaması bittikten sonra östrojen yükselmeye başlar ve bu da zihinsel berraklık, plan yapma isteği ve öğrenme kapasitesinde artış olarak hissedilebilir. Enerjinin kademeli olarak artmaya başladığı foliküler fazda, birçok kadın yeni projelere başlamak, düzen kurmak, spor temposunu artırmak konusunda kendini daha motive hissedebilir. Kas gücü ve dayanıklılık artış eğilimine girdiği için daha kondisyon gerektiren bedensel çalışmalar yapmak kolaylaşmaya başlar. Vinyasa yoga, tempolu dans, hızlı yürüyüş gibi pratiklere yönelmek güzel olabilir.


14. gün civarındaki (bazen 13–15. gün arası) ovulasyon fazında östrojen zirveye yaklaşır ve buna hafif bir testosteron artışı eşlik eder. Fiziksel güç, dayanıklılık ve sosyal enerji genellikle en yüksek noktaya ulaşırken dış dünya ile etkileşim isteği artabilir ve iletişim kolaylaşır. Bedensel performans gerektiren antrenmanlar için çoğu kadın açısından en destekleyici dönem ovulasyon fazıdır.


15–28. günlere luteal faz diyoruz. Ovulasyondan sonra progesteron yükselir. Bu hormon, bedeni olası bir gebelik için hazırlarken metabolizma ve sinir sistemi üzerinde daha sakinleştirici ama aynı zamanda yavaşlatıcı bir etki yaratabilir. 15–21. günler arasında birçok kadın hala bedensel olarak güçlü hissedebilir. Ancak 22–28. günler arasında, yani regl öncesi dönemde, progesteron ve östrojen hızla düşmeye başlar. Bu düşüş kadınlarda yorgunluk hissini, tekrar içe dönme ve yavaşlama isteğini artırabilir. Yine bu dönemde bedende şişkinlik, iştahta belirgin bir artış, depresif ya da agresif semptomlar sinir sistemi regülasyonunu destekleyen ve stres hormonu kortizol seviyesini azaltan çalışmalar yapmak konusunda birer işaret olarak algılanmalıdır.


Bu tablo bize şunu gösteriyor: Kadın bedeni her gün aynı hormonal kompozisyona sahip değil. Dolayısıyla her gün aynı enerjiye, aynı kas gücüne, aynı sosyal kapasiteye ve aynı zihinsel performansa sahip olmamak son derece olağan. Reglin ilk gününde yoğun kardiyo yapmak istememek tembellik değil. Luteal fazda yavaşlamak istemek disiplinsizlik değil. Ovulasyon döneminde daha güçlü ve hareketli hissetmek de aşırılık değil.


Modern hayat lineer bir performans beklentisi yaratıyor: Her gün aynı verim, aynı hız, aynı güç. Oysa kadın bedeni lineer değil, döngüsel. Bu döngüsellik bir kusur değil, biyolojik bir tasarım. Her gün farklı bir bedensel durumda ve farklı bir ihtiyaca sahip olmak zayıflık değil, doğallık. 


Kadına ait bütün beceriler bu döngüsel yapının bir sonucu. Eğer kadınlardan lineer bir performans beklersek o zaman kadından bütün kadınlığını almamız gerekir. Bir kadından bütün kadınlığını aldığımızda geriye ne kalır? Sadece erkeklerin olduğu bir dünya nasıl olurdu? Hayal edelim.

Yorumlar


bottom of page